ALISMAK VE OZLEM

Hayattan öğrendiğim en önemli kurallardan biri "kimseye alışma" dır.

İyi ol, samimi ol, paylaş ama alışma.

İlk dönemler zor olsada, bunu uygulamayı başardım.

Özlem yok. Bunun yerine, biri giderse, bir diğeri mutlaka yerini doldurur mantığı,

özlem kavramını kaldırdı. Son dönemlerde, kendimce bir çok şeyi konuşup,

 paylaştığım insan, hoşçakal borcunu bile ödemeden yok olunca,

 ister istemez düşündüm. Özledimmi?  Hayır. 

 

Uzun süredir özlediğim hiç kimse olmadımı diye, geriye baktım.

Sonra komiktir ama, aklıma iş merkezinin çaycısı geldi.

Baktığında hayatının köşesinde, basit kalmış ama önemli bir insan.

Her sabah neşeli halleriyle, günaydınını verir bişiyler sorardı.

Şimdi o konuşmaların, benim kahve saatimi ayarlamak için olduğunu anlıyorum,

okadar iyi ayarlardıkı benim istemem gerek kalmadan önümde olurdu.

Yeni büroya geçtiğimizden beri, kahve içmedim. Hani yapsan yaparsın aslında.

Makınada yapamıyorum dıye, kendime bahaneler üretiyorum.

Gerçekse,   onun elinden verilen kahvenin lezzetini, hiçbir zaman alamam.

Sadece kahve de değil, her zaman gülen yüzü,

kendince takılmalarıyla şuan onu özlediğimi anlıyorum.

 

Benim hep istediğim, ilişkilerde o çaycıyla sağladığım gibi bir diyalogtu.

Kasmadan, kormadan, tetikte beklemden kurulan, düzeyli ilişki türleri.

Türleri diyorum çünki şekli önemli değil. Her sabah zorunlu karşılaştığın biride olabilir,

ardaşında, sevgilinde, yeterki böyle olsun. 

Gerçek özlem ve sevgi bence böyle diyaloglarda başlar ve üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, gülümseyerek hatırlarsın herşeyi, üzüntüyle değil.

 

Bu gün veya yarın, içimde birşeyler  körelmeye devam etsede,

benden heran vazgeçmeye hazır insanlar arasında,

alışıp salt sevmeye ve yok olduklarında,

özlemle onların yapmadığı, tutunma çabasını göstermeye,

hiç bir zaman niyetim yok. Yapayalnız kalsamda...

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !